Babalar Günü’nde Onları Unutmadık: İşte Teknolojinin Babaları

Okan Köroğlu

Türkçe “devlet ana” “ana vatan” “Anadolu” ve benzerleri gibi sözcükler ile ne kadar anaerkil bir dil olduğunu gösteriyor. Fakat “baba” kelimesinin de dilimizde bazı deyimler ve sözcükler ile yer ettiği aşikar. Bunlardan biri de daha çok bir işin mucidi için söylenen “bu işin babası” tanımlaması. Günümüzdeki teknolojinin asıl mucitleri de yıllar önce şu anki teknolojinin tohumlarını atmış olan insanlar. Yani bu teknolojilerin babası olanlar.

Ve bir önemli not: Hayır, “Teknolojinin Anneleri” yazımız için Anneler Günü’nü beklemeyeceğiz. Şu an yazım aşamasında.

İşte bugün kanıksamış olduğumuz bir çok yeniliğin babaları.

Farenin Babası Dougles Engelbart

Engelbart ilk fare prototipini oluşturan Stanford Araştırma Enstitüsü baş mühendisi Bill English ile birlikte farenin yaratıcısı olan kişidir. Günümüzde dokunmatik ekranlar ve touchpedler hala bu icadın yerini alamadı. Fare bundan tam 44 yıl önce San Francisco’daki 1968 Sonbahar Ortak Bilgisayar Konferansı’nda tanıtıldığında beklenenden çok daha büyük bir etki yarattı. Engelbart daha sonraki anılarından farenin icadına değil daha çok üzerinde kaç düğme olacağına kafa yorduğunu, beş ile başlayan serüvenin sonra farenin avuca sığması gerektiği gerçeği ile üçe düştüğünü belirtti. (Engelbart, 2008’de Wired dergisi)

Farenin babası Dougles Engelbart 2003 yılında aramızdan ayrıldı.

Devrim niteliğindeki bu yeniliği hakkında Engelbart’ın sözleri şöyle:

“İnsanlığa katkımı en üst düzeye çıkarmak için bir karar verdim. Ama ne yapabilirdim ki? Dünyada çok karmaşık sorunlar vardı. İşler o kadar büyük ölçekte değişiyordu ki. Ben de karmaşık sorunları çözmek için topluca çalışmak, beraber üretmek ve sorunları beraberce çözme yeteneğine ihtiyacımız olduğunu fark ettim.”

Kablosuz Ağın Babası Norman Abramson

Günümüzde hala alternatifsiz olarak kullanılan birden fazla bilgisayarın oluşturduğu en küçük ağ yapısı için kullanılan LAN (Local Area Netwok) teknolojisinin doğum yeri Hawaii’dir. Abramson tarafından Hawaii Üniversitesinde tasarlanan ve geliştirilen ALOHAne ise radyo sinyallerini kullanarak başarılı bir şekilde veri ileten ilk ağın adı idi. ALOHAnet ismi daha sonra kablosuz LAN olarak evrildi. Bunda şüphesiz başrolü Abramson ile beraber Hawaii’nin coğrafi yapısı paylaştı. Çünkü bir çok adadan oluşan Hawaii’de verilerin kablo ile iletilmesi oldukça zordu. Eyaletin bir çok adasına yerleşmiş olan üniversite kampüsleri arasına veri aktarımı eğitimi zorluyorken Abramson radyo frekansları üzerinden veri aktarımı üzerine kafayı yordu.

Devrim niteliğindeki bu yeniliği hakkında Abramson’un sözleri şöyle:

“Mevcut telefon ağı mimarisinin 1970’lerin hızla ortaya çıkan veri ağı ihtiyaçlarına pek uygun olmadığı aşikardı. 19. yüzyılın sonunda sesli iletişimin gereksinimleriyle şekillenen böyle bir ağ mimarisinin, 20. yüzyılın sonunda ortaya çıkan veri iletişim ağlarının gereksinimleriyle uyumlu olması gerçekten şaşırtıcı olurdu.’”

Uzaktan Çalışma Teriminin Babası Jack Nilles

Bir roket bilimci olarak çalıştığı 1970’li yıllarda Nilles cuma günleri yaşanan olağanüstü trafik stresin iş hayatına olumsuz yansıdığını fark etti. Genellikle basit sorunları çözmek için kullandığımız “Roket bilimcisine gerek yok.” teriminin de Nilles’ten sonra hayatımıza yerleşmiş olma ihtimali yüksek elbette. Fakat Nilles bugün pandemi sonrasında çok daha fazla hayatımıza yerleşen “Uzaktan çalışma” “Hibrit çalışma” gibi kavramları borçlu olduğumuz bilim insanı. Nilles önce kendi ofisinde Cuma günleri insanların uzaktan çalışarak işe verebilecekleri katkının çok daha fazla olduğunu ortaya koydu ve konuda herkesi ikna etti. Ardından büyük bir sigorta şirketi ile ortak bir deney yaptı ve uzaktan çalışmanın çalışan mutluluğu getirdiği ve verimi artırdığını ispatladı.

Günümüz beyaz yakası Nilles’e çok şey borçlu.

Devrim niteliğindeki bu yeniliği hakkında Nilles’in sözleri şöyle:

“Aslında en başından beri uzaktan çalışmayı isteyecek insan sayısı buna izin vermeyecek olan yöneticilerden fazlaydı. Fakat bu hep böyle olmuştur. Önemli olan bunun için bir adım atmaktı. Bence bugün hala bu konuda olmamız gereken noktanın çok altındayız.”

Mobilin Babası Marty Cooper

Ve elbette cep telefonunun babasını atlayamayız. Marty Cooper 2 kiloluk bataryası olmasına rağmen sadece 35 dakika konuşturan DynaTAC’i icat ettiğinde Motorola Cooper ve ekibinin başarısı için inanılmaz bir şey yaptı. Şirketteki tüm mühendislik bölümlerini kapattı ve herkesin telefon ve altyapı üzerine çalışmasını sağladı. Aslında Cooper’ın ve Motorola’nın herkesten önce hedefe ulaşmasının anahtarı buydu. Çünkü tüm ekip gece gündüz sadece bu kablosuz teknolojinin gelişmesi için çabaladı.

Cooper’ın taşınabilir telefonunu (henüz cebe sığmadığı için adı cep telefonu değildi) icat ettiği 1983’te bir cihazın maliyeti 4.000 dolardı.

Bugün bir cep telefonu ile yapabildiğimiz her şeyin temelleri aslında Cooper ve ekibi tarafından atıldı.

Devrim niteliğindeki bu yeniliği hakkında Cooper’ın sözleri şöyle:

“Kablosuz kullanımının, dünya yoksulluğu da dahil olmak üzere bir dizi sorunu çözme fırsatına sahip olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden hakkında çokça konuştuğum ve gerçekten önemli olduğuna inandığım iki alan, tıbbi teknoloji ve sosyal ağlar üzerindeki kablosuz etki. Bu iki şey de devrim niteliğinde olacak.”

Video Oyun Dünyasının Babası Gerald A. Lawson

Belki video oyunların mucidi değil, belki en iyi oyunu o yazmadı ama Gerald Lawson’un bu listede olmasının bir anlamı var. Lawson ilk kez kartuş tabanlı video oyun sistemi olan Fairchild Channel F’i yaratan isimdi. Lawson bu icadı ile uzun yıllar evlerden çıkmayan oyunların değişim ile gelişiminin önünü açtı. Bu sayede oyuncular oyun takas etmeye başladı ve büyük oyun firmaları, oyun geliştiriciler ve yazılım şirketleri rotalarını Lawson’ın icadına göre belirlemek durumunda kaldılar. Küçük birer şirket iken bu icat sayesinde devasa firmalara dönüşen Atari, Nintendo, Sega servetlerini kısmen Lawson’a borçlu denilebilir.

Lawson’un Steve Jobs, Stewe Wozniak, Bill Gates kadar ünlü olmamasının en büyük sebebi ise onun ten rengi ve mütevazi kişiliğiydi.  

Devrim niteliğindeki bu yeniliği hakkında Lawson’ın sözleri şöyle:

“Aslında dahice olan şey sadece öğrenme, parçaları ilişkilendirme, bir araya getirmeden ibarettir.”

Maildeki O Ek Dosyanın Babası Nathaniel Borenstein

Borenstein aslında maile dosya eklenebileceğini fark ederek büyük bir yenilik yapmadı. Günümüzdeki bulut teknolojisinin de temelini atmış oldu. Herkesin maili bir nevi mektup gibi kullandığı yıllarda Borenstein’ın dosya ekleme icadı tüm kuralları değiştiren adım oldu. İnsanlar mail kutularını bir arşiv kullanmaya ve mail sunucuları da depolama alanı sorunu yaşamaya başladı. Sonrasında var olan depolama alanlarına değer biçilmeye başlandı ve bir çok firma sadece mail hizmeti vererek sınıf atladı. Günümüzde mailler ile gönderilen ekli dosya sayısının bir gün için bile trilyonları bulduğu biliniyor.

Borenstein’in gönderdiği ilk dosya ekini merak ediyorsanız bu sayfayı ziyaret edebilirsiniz.

WWW’in Babası Tim Berners-Lee

Bu listedeki her yeniliğin etkisi devasa boyutlarda. Fakat Tim Berners-Lee’nin icadı belki de küresel olarak en çok hissedileni. Çünkü Berners-Lee hem ilk web tarayıcısını hem de www olarak adlandırılan ağı oluşturdu. Terminolojik karışıklığı önlemek için hatırlatmakta fayda var; hiper metin biçimlendirme dili (HTML) ve köprü aktarım protokolü (HTTP) de kendisinin icadı. Aslında günümüzdeki internetin tam olarak formülü ide WWW, HTML ve HTTP’den oluşuyor. Berners-Lee’nin ne derece önemli bir şeye imza attığını düşünün.

Her şey, CERN’deki Avrupa Parçacık Fiziği Laboratuvarı’nda Berners-Lee’nin küresel bir hipermetin sistemi öneren bir notu ile başladı. Fikri başlangıçta başarısız oldu ancak denemeye devam etti ve sonunda birkaç bilgisayarda cevaplar bulmaya başladı. Denemeye devam etti ve daha sonra küresel hiper metin fikrini hayata geçirmek için bu notları kullandı. Sonunda 1991’de Berners-Lee, WWW’yi İnternet’te kullanılabilir hale getirmişti.

Devrim niteliğindeki bu yeniliği hakkında Berners-Lee’nin sözleri şöyle:

“Web’in en önemli bir noktası, orada yarattığınız her şeyin web’e ait olduğunun veya olmadığının tartışmasının yaşandığı noktadır. İşte bu noktadan itibaren artık onun evrenselliği kanıtlanmış oldu.”

Kalıcı Belleğin Babası Dr. Fujio Masuoka

Masuoka’nın bilgisayar kullandığı ve çoğunluğun kullanmadığı yıllarda yani 1980’lerde en büyük sorunsal verilerin kaybolmasıydı. Hayır, bir hack saldırısı ile değil. Bir bilgisayar kapandığında DRAM veya SRAM’de var olan tüm veriler siliniyor ve bilgisayar açıldığında o verilerin yeniden girilmesi gerekiyordu.

Dr. Masuoka güç kaynağı kapatılsa bile verilerin tutulabileceği bir bellek yongası hayal etti. Bu yonga için ilk adımları ise 1984’te çalıştığı Toshiba’da attı. İlk flash bellek olan NOR’u yarattığında ise yıl 1989 idi. 5 yıllık bir çalışmanın ardından 4 megabit NAND tipi flash bellek uluslararası bir konferansta tanıtılabilir bir hale gelmişti.

Son yıllarda popüleritesi düşmüş gibi görünse de flash bellek hala çok büyük bir kullanım ağına sahip.

Devrim niteliğindeki bu yeniliği hakkında Dr. Masuoka’nın sözleri şöyle:

“Basitçe söylemek gerekirse bir gün piyasadaki tüm diğer bellek teknolojilerinin yerini alabilecek bir çip yapmak istedim. Hepsi bu.”

Yorum bırak

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.